E-mail: bilgi@delilerveveliler.org.tr    |    Tel: 0 (212) 230 97 54    |    GSM: 0 (539) 719 19 59

Koray, 30, Fotoğrafçı

Deliler ve Veliler Derneği > History > Koray, 30, Fotoğrafçı
  • ahmet
  • Yorum yapılmamış

“Bir sonbahar günü Deliler Kahvehanesi’ne geldim. Doğum günümden bir hafta sonraydı. Sabahtan akşama kadar Ali ağabeyi bekledim; çünkü onun tam olarak ne zaman geleceğini bilmiyordum. Oturmuş bir kenarda ısınmaya çalışırken Ali ağabey aniden içeri girdi ve “Sen gel buraya” dedi. Afalladım. Neden yani o kadar insan oturuyorken bana seslendi diye. Bana “Anlat bakalım” dedi. Ben de hikâyemi anlattım.”

Çocukluğuna dair en iyi hatırladığı şey evden kaçmaları… Annesi çok şiddet görüyordu ve bu Koray’ın psikolojisini çok bozuyordu. Sonunda o da şiddet görmeye başlamıştı. Evden İlk kaçtığında altı ya da yedi yaşındaydı. O dönmek istemese de polisler geri getirdi onu eve. Babası çıldırdığında – ki tıpkı onun gibi -ataklar geçiriyordu. Ve kendisini kontrol edemiyordu. Babası annesini alıyordu eline sonra küçük Koray giriyordu araya ve o da dayak yiyordu. Yaptığı bir hareket doğru olsa bile babasına saçma geldiği için ya da çocukken oynarken yaptığı bazı hareketler yüzünden çok dayak yiyen Koray “Sürekli burnum kanardı ve acile götürürlerdi. Böyle bir çocukluktan sonra hep evden kaçmaya başladım. En son kaçtığımda 13-14 yaşındaydım ve İstanbul’a düşmüştüm” diyor. Tarlabaşın’da yani İstanbul’un en tehlikeli ve fakir bölgelerinden birinde çocuk yaşlarda hayatta kalma mücadelesi verdi. Maalesef sarışın ve parlak(!) bir çocuktu ve tehlikeye oldukça açıktı. Sübyancısından, hırsızına, katilinden, mafyasına bir sürü tehlikeye maruz kaldı ama kendi deyimiyle hepsinden de bir şekilde kurtuluyordu, Allah yardım ediyordu. 

Sonra uyuşturuculara saplandı. Aslında içindeki heyecanı kontrol edebilmek için uyuşturuculara yönelmişti. İnsanlar içip keyif yaparken o duruluyor, kendini duraklatıyordu. Bir acayiplik olduğunu hissediyordu ama tam olarak kendisinde ne olduğunu bilmiyordu. Hayat kadınlarının evlerinde, sokaklarda, banklarda, Gezi Parkında, eskiden kapalı olan bankamatiklerde, hastane bahçelerinde ya da acil servislerde barınıyordu. Kalacak kapalı bir yer mutlaka buluyordu. İnsan değişmeye başladıktan sonra geçmişine dair bazı anılarını kolay kolay dile getiremiyor. Deliler Kahvehanesi’ndeki bütün gönüllüler bunu biliyor ve yaşları, cinsiyetleri, meslekleri, inançları ne olursa olsun bazen birbirlerini bir bakışta okuyorlar söze gerek kalmıyordu. Nereden yemek yediğini sorduğumuzda ise o konuya hiç girmek istemedi Koray. Biz de “Eyvallah” dedik.

İnsana olan inancını hiç kaybetmeyen kahvehane gönüllüleri Koray’ın 14 yaşında bir çocuğu olduğunu öğrendiklerinde oldukça şaşırdılar. Koray 30 yaşında ve hep sokaklarda yaşamış bir adamdı; bu nasıl olurdu? Ama olmuştu. “Hiç beraber yaşamadığım bir çocuğum var… Annemler çocuğuma kendi oğulları gibi bakıyor. Ben hala bir babalık bilincine sahip değilim, henüz çocuğum” diye açıklıyor Koray bu konudaki hislerini. 

Sokaklarda geçen dönemde bi-polar olduğunu öğrendiğinde büyük ataklar yaşadı Koray. Doktorlar başka bir şey ile ilgilenirse bi-polarlığını ve ataklarını unutabileceğini söylediler. O da fotoğraf çekmeye başladı. Bir arkadaşının para göndermesi üzerine güzel bir fotoğraf makinesi aldı.Bu işten oldukça para kazandı. Ajda Pekkan’ı bile çekti(!) 

Panik atakları Koray’ı affetmiyordu ve kalktığı gibi yeniden düşüveriyordu. Yeniden uyuşturucuya saplanıp sokaklara düşen Koray’ın dediğine göre gidecek hiçbir yeri yoktu. Bir arkadaşının onu yönlendirmesiyle kahvehaneye geldi. Onu kabul ederler mi etmezler mi hiç bilmeden geldi…

“Bir sonbahar günü Deliler Kahvehanesine geldim, doğum günümden bir hafta sonraydı. Sabahtan akşama kadar Ali ağabeyi bekledim; çünkü onun tam olarak ne zaman geleceğini bilmiyordum. Oturmuş bir kenarda ısınmaya çalışırken Ali ağabey aniden içeri girdi ve “Sen gel buraya” dedi. Afalladım. Neden yani o kadar insan oturuyorken neden bana seslendi diye. Bana “Anlat bakalım” dedi. Ben de hikâyemi anlattım” diye anlatıyor Koray hikâyesini heyecanlı bir şekilde.

“Ben insanlara kötü davrandıkça onların bana iyi davranmaları tokat gibi geldi”

Ali ağabeyimiz onu dinledi. Kahvehanedeki ocağa bakabileceğini söyledi ve misafirhanede kalmaya başladı.  Ondan sonra arınma sürecinin başladığını dile getiren Koray buraya geldiğinde ilk yaşadıklarını şöyle ifade ediyor: “Ben insanlara kötü davrandıkça onların bana iyi davranmaları tokat gibi geldi” İnsana olan inancı ve insanın insandaki değerini ilk bu kahvehane gönüllüleri tarafından görmüştü Koray. Bu bilmediği bir şeydi.Buna alışması zaman aldı.

Sonra “Neden?” sorusunu defalarca sorarak en sonunda kendisine dair bir şeyleri keşfetmeye başladı. Madde kullanımını hastaneye yatmadan bıraktı.

Koray, Deliler Kahvehanesi’ne iyi olduğu dönemlerde – çünkü ilaç kullanıyor ve bazı dönemlerde iyi olamıyor – elinden geldiğince yardım ediyor. Gelen yardımları ve yapılan yemekleri taşıyor. Pazar alışverişini, market alışverişlerini yapıyor. Elinden geldiğince ucundan tutmaya çalışıyor her şeyin. Kahvehaneye geldikten sonra daha iyi fotoğraflar çekmeye başladığına inanan Koray, ileride iyi bir Instagram fotoğrafçısı olmayı hayal ediyor. Buna da yaklaşıyor gibi hisler var içinde. İnsanlar olumlu tepkiler veriyorlar fotoğraflarına ve içi içine sığmıyor. Maddi olarak kazanç sağlayabilirse oğluna da bir gün yardım edebilmeyi ve annesini daha sık görebilmeyi umut ediyor.

Koray aramıza katılalı bir yıl geçti. Ve bu sene doğum gününü hep beraber kutladık. Gönüllüler hemen organize oldu. Hep pasta aldığımız pastaneden pastalar alındı. Kahvehanedeki akşam etkinliklerinin bitmesi beklendi ve Koray arkadaşımıza üzerinde üç tane mum yanan bir pasta ile sürpriz yapıldı. Bu üç mum insan sevgisi, gönüllülük ve daimi dostluktu.

Yazar: ahmet